« Önceki |

12/2/2008

Sudden Strike 3: Arms for Victory (PC)

Ünlü serinin son oyunuyla 2. Dünya savaşı devam ediyor!

 

Sudden Strike 1 gerçekten etkileyici bir oyundu. RTS olmasına rağmen stratejilerdeki klasik çevreden malzeme toplamak, bina yapıp adam basmak gibi hep bilindik oynanış yoktu. Bunun tam tersi sadece emrimize birimler veriliyordu ve görevi yapmaya çalışıyorduk. Haritada ilerlerken nereden saldırı geleceği belli olmuyordu. Dikkatli bir biçimde adımımızı atmamız lazımdı. Tek bir birim bile çok önemliydi. Sudden Strike Forever isimli genişleme paketiyle beraber oyun çok daha iyi hale geldi. Tabii ki yapımın başarısından sonra devamının gelmesi de kaçınılmaz oldu. Sudden Strike 2 ile seri başarısını pekiştirdi. Kendine ait bir oyuncu kitlesi bile yarattı. Çoğu kişi üçüncü yapımı bekledi. Ancak aradan uzun bir süre geçmesine rağmen Sudden Strike 3’ten (SS3) pek haber çıkmamıştı. Sonunda geliştirildiği duyuruldu. Fanlar rahat bir nefes alırken, sessiz bir şekilde piyasaya da sürüldü.

Savaşın acımasız yüzü

SS3’te bizleri sade bir menü karşılıyor. Singleplayer’a girdiğimiz zaman Campaign ve Custom Scenario seçenekleri mevcut. Custom Scenario’da bir tane normal görev ve Tutorial kısımları bulunuyor. Eğer yeni başlayan bir oyuncuysanız size tavsiyem Tutorial’ı bir kere oynamanız. Böylece SS3’ün işleyişi, birimler, oynanabilirlik açısından nasıl olduğunu öğrenebilirsiniz. Eski Sudden Strike oyuncuları ise yapıma başlarken pek zorlanmayacaklardır. Çünkü genel olarak eski oyunlardaki mantık korunmuş. Asıl Singleplayer görevlerini ise yine gerçek olaylar oluşturuyor. Iwo Jima’daki Japonlar ve Amerikalılar arasındaki savaşı oynayabiliyoruz. İstersek Amerikan tarafından Iwo Jima’ya saldırabiliriz veya tam tersi olarak Japon ordusunu alıp savunma yapabiliriz. Aynı şekilde Almanları seçip Avrupa’daki çatışmaları yaşayabiliyoruz. Normandiya Çıkarması’nı yeniden canlandırabiliriz. Singleplayer görevleri toplamda 5 adet. Az bir sayı gibi durabiliyor. Ancak savaşlar gerçekten uzun sürüyor. Bunun nedeni ise SS3’ün önceki oyunlarla aynı giden oynanışı. Zaten seriyi normal strateji oyunlarından ayıran yapısı da, sadece verilen birimlerle gerekeni yapmak. Her zamanki gibi belli üniteler emrimiz altına giriyor. Birimler oldukça çeşitli. Normal askerler, tanklar, toplar, mühendisler, subaylar, savaş gemileri, casus uçaklar vs… var. Gerekli bir şekilde adamlarımızı kullanmak zorundayız. Özellikle oyunun yapısının genel olarak birimler üstüne kurulmasından dolayı mikro yönetim oldukça önemli. Elimizdeki birimlerin çeşidine göre, stratejimizi akılcı biçimde planlamak, savaşı lehimize çevirecektir. Aynı şekilde yaptığımız yanlış müdahaleler oyunu kaybetmemize bile yol açabiliyor. Bunun acısını özellikle Normandiya Çıkarması’nda yaşamıştım.

Oyunda en ilgi çekici mücadeleler aslında denizde geçiyor. Savaş gemilerinin birbirleriyle kapışmaları SS3’te en çok hoşuma giden yan oldu. Bir taraftan karadaki acımasız mücadele sürerken, diğer yandan denizlerde de bu durum devam ediyor. Özellikle Iwo Jima görevinde ister Japon veya Amerikan olun, eğer deniz üstünde ağırlığınızı koyarsanız oyunu alabilirsiniz. Bu senaryoda deniz gücü gerçekten önemli. Yapımda dikkat çeken en önemli kısım, yine birimlerimizdeki detaylar. Hangi birimde ne tür silah olduğu, mermisine kadar tüm detaylar belirtilmiş. Önceki Sudden Strike oyunlarında olan bu ayrıntı, üçüncü yapımda es geçilmemiş. Zaten serinin beğenilmesindeki en önemli kısımlardan biri detaylarıydı. Bu konuda oldukça memnun kaldım.

 

Ayrıntılar sadece bununla sınırlı değil. Daha önceden şöyle bir durum vardı. Önünden vurulan bir tank fazla hasar almıyordu, ancak zayıf noktası olan arkadan vurulduğunda aldığı hasar korkunç derecelere çıkabiliyordu. Yine aynı şekilde böylesi mükemmel gerçeklikler SS3’te de devam ediyor. Tanklar arkadan vurulduklarında daha çok hasar alıyorlar veya savaş gemisinin topu vurulduğunda kullanılmaz hale geliyor. Birimlerimiz yine tecrübe kazanıyorlar. Bunu da arada belirteyim.

"Kara dışında denizde süren savaş, oyunda en ilgi çekici noktalardan biri"


Senaryolar bitti gelsin oyuncular

SS3’ün Singleplayer kısmı uzun bir zaman birçok oyuncuyu tatmin edecektir. Ancak işin kısmı diğer oyuncularla kapışmaya başladığınız zaman değişiyor. Multiplayer maçlar yapımdaki en can alıcı kısım. Yine uzun süren savaşlar oluyor. Bu sefer karşımızdakiler yapay zeka olduğundan, hata yapma şansımız oldukça az. Yapay zekaya karşı gene toparlayabilsek de, normal bir oyuncu karşısında darmaduman olunabiliyor. Zaten işin zevki de burada çıkıyor. Strateji yönümüzü Multiplayer maçlarda konuşturmalıyız.

Yapay zeka bazen abuk sabuk hareket edebiliyor. Düşman yapay zekası olsun veya kendi birimlerimiz olsun, bazen garip bir şekilde ilerliyorlar. Hemen burunlarının dibindeki üniteyi vuramayan bir iki örneğe rast geldim. Ancak bu durumlar son yama ile biraz daha iyileştirildi. Sudden Strike’ın önceki oyunlarına da zaten yamalar çıkartılıp, denge korunuyor ve hatalar ayıklanıyordu. SS3’e de güncellemeler gelecektir.

Yapımın grafiklerinin beklendiği gibi olmadığını belirteyim. Zamanın gerisinde seyrediyor. Ancak SS3’ün oynanış olarak barındırdıkları düşünülürse, üstünde pek fazla durulmaya gerek yok. Zaten oyuna daldığınız zaman grafikleri arka plana atıyorsunuz. Ses açısından oyun daha tatminkar duruyor. Üniteler ve çevredeki efektler genel olarak yeterli. Sudden Strike 3, genel olarak bekleneni verebilmiş. Eski oyunlardaki işleyiş bozulmadan aktarılmış.

 

kaynak: http://www.merlininkazani.com/review_screen.asp?GID=2689&PN=2

12/2/2008

Scooby Doo! Who's Watching Who? (Sony PSP)

Korkak kuçu ile hayalet avı

 

Scooby Doo! Who's Watching Who? ile çocukluğuma döndüm adeta. Tanıdık simalarla karşılaşmak, eskilere taşıdı beni birden. Hani evvel zaman her gün görüştüğünüz, ama zamanla ne olduysa araya mesafenin girmesi ile çok uzun süredir görmediğiniz bir dostunuza sokakta rastlamak gibi bir duygu yoğunluğu. Her ne kadar yapımı izlemek yerine oynamak farklı bir boyut olsa da durumu yadırgamıyor, aksine hikâyeyi farklı açıdan görmekten zevk alıyoruz.

Scobyyy…

PSP platformuna konuk olan Scooby Doo ekibi ile her zamanki gibi maceradan maceraya koşuyoruz. Başladığımız her bölüm TV’de izlediğimiz çizgi filmin bir bölümü gibi başlıyor. Afacan köpeğimiz Scooby etrafta koşturup ipucu bulma amacı ile her yeri koklayarak girişiyor işe. Scooby topladığı ipuçlarını zehir hafiye Velma’ya getiriyor ve oda Scooby’i çok sevdiği Scooby krakerleri ile cesaretini pekiştiriyor. Fred ile kötü adamın peşine düşen Scooby’nin araştırması Shaggy ile Scooby’nin hayaletle karşılaşması ile de son buluyor. Tanıdık geldi değil mi? Scooby Doo! Who’s Watching Who?, içerdiği birbirinden bağımsız bölümler boyunca genel olarak ipuçlarını toplama, olayı çözme ve gerçeği açığa çıkarma aşamalarında oluşuyor. Tabi her zaman olduğu gibi gerçeği açığa çıkartmak karakterlerimizin kendine has yapıları ve abzürd durum komedileri şeklinde gelişebiliyor.

Yapım boyunca oynanışın hayli açık olduğu görülüyor. Episode’un ilk bölümünde Scooby karakterlerimizle yürüyor, onlarla konuşuyor ve her zaman olduğu gibi hayalet ve gulyabanileri tuzağa düşürülme planlarından kendisini sıyırmaya çalışıyor. Her ne kadar bu durum kendini tekrar ediyor gibi görünse de bölümler çeşitli içeriklere sahip ve bulunması gereken onlarca şey var. Karavanla kestirme yollardan gitmek, kovalama sahnelerini gerçekleştirmek en az TV’de ki kadar hoşunuza gidecektir. Hatta çoğu zaman gerçekleştirdiğiniz sahneleri daha önce izlediğiniz fikrine kapılmanız dahi olası.

…Dooooooooo

Play Station Portable’da üçüncü şahıs görüş açısı giderek daha fazla tercih edilir oluyor. Özellikle First Person Shooter tarzı yapımlar için elverişsiz gibi görünen tuş yapısı nedeni ile PSP’de bu tarz oyunların oynanamayacağı düşünülüyordu. Yaygınlaşan yapımlar ile tek bir analog kol ile dahi iyi işler çıkartılabileceği kanıtlandı ve Scooby Doo’da olduğu gibi bu tipte bir oynanış için kullanım alanı doğdu. Yapımda olduğu gibi araştırmalar, araç kullanma sahneleri ve aksiyon şaşırtıcı derecede hızlı ve kolay bir kullanıma sahip. Scooby Doo’nun grafikleri de bir hayli güzel görünmekteler. Karakterler adeta televizyondan kopya edilmiş gibiler. Kullanılan bir teknik sayesinde 3D ortam ve karakterler çizgi film vari bir havaya bürünüyorlar. Grafiklerde zaman zaman meydana gelen karelenme dışında göze batan bir hata bulunmuyor. Sevimli karakterlerimiz adeta televizyondan fırlamışçasına el konsolumuzda performanslarını sergiliyorlar.

Bölümler her ne kadar birbirlerinden bağımsız olsalar da, hemen her bölümde kovalanması gereken bir kötü adam olması hikâyeyi çizgiselleştirebiliyor. Yapımda karakterlerimizden bazıları için TV’de ki orijinal dublaj sanatçıları kullanılmış. Her ne kadar bizdeki Türkçe seslendirmeden dolayı orijinal seslerini duymamış olsak ta yapım için artı puan oluşturuyor. Sesler ve müzikler de klasik Scooby Doo atmosferini tamamlamayı başarıyor. Neyin nasıl işlediğini öğrenmek kısa sürüyor. Bölümler ise aşağı yukarı aynı şekilde gelişiyor. Bu durum eğlenceli fakat bir süre sonra fazla kolay bir oynanışa dönüşüyor. Buna rağmen karakterlerimiz ile el konsolumuzda vakit geçirmek gerçekten güzel oluyor. Scooby Doo severlerin mutlaka denemesi gereken bir yapım.

 

kaynak: http://www.merlininkazani.com/review_screen.asp?GID=2714&frm=

11/11/2007

Thrillville Off the Rails (Sony PSP)

Emre Gökberk 09.11.2007


PSP'de Lunapark kuruyoruz

 

Çok az yapım vardır ki aynı zamanda hem çocukları hem de yetişkinleri eğlendirmeyi becerebilsin. Aradaki dengeyi tuttura bilmek hem çok zor hem de çok risklidir. Zira bir kesimi memnun ederken diğer taraftan ödün vermemek her yapımın harcı değildir. Ancak Thrillville Off the Rails sözünü büyük ölçüde tutuyor ve söyledikleri gibi her kesime hitap edebilmeyi başarıyor.

Yapımın ilk olarak PC versiyonunu oynamıştım. Ancak karşıma PSP versiyonu çıktığında açıkçası gerçekten çok şaşırdım ve bir o kadar da meraklandım. Zira oyunumuz bir eğlence parkı kurmak ve onu yönetmekten oluşuyor. Tycoon vari yapımları PC’de oynamaya alışığız, ancak bir strateji oyununu PSP’de oynamak sanıldığından daha güç olabilir. Sandığımın aksine Thrillville Off the Rails, PSP’ye çok iyi bir şekilde entegre edilmiş ve fare olmadan da konsol üzerinde kimi stratejilerin oynanabileceğini kanıtlamış. Yapımdaki amacımız basit; güzel bir eğlence parkı yaratmak, bol atraksiyonlu oyuncaklar ve Roller Coaster’lar yapmak, tahmin edileceği gibi ziyaretçileri maksimum eğlendirip ceplerini boşaltmadan parktan yollamamak. Ancak yapım çok enteresan bir noktaya değiniyor ve sadece park ziyaretçilerini eğlendirmek değil aynı zamanda sizleri de bir o kadar eğlendirmeye odaklanıyor.

Eğlence parkı

Thrillville, içerdiği Single-Player Campaign modu ile temalı eğlence parkınızın yönetimini sizlere veriyor. Yönetimde sandığımız kadar yalnız da değiliz. İlk sinematik ile hafif çatlak profesör ile tanışıyoruz. Profesör yeni şeyler geliştirmekten ve bize yardımcı olmaktan sorumlu. Bize her şeyi Tutorial’lar ile anlatıyor, bire bir deneterek pratik yapmadan da eğitimi tamamlamıyor. Anlayacağınız üzerimizdeki emeği büyük… Parkımızı kurarken ve yönetirken sürekli yeni hedefler, görevler alıyoruz. Bu görevler yeni eğlence oyuncakları kurmak olduğu gibi çevreyi güzelleştirmek, konuklarımız ile sohbet ederek onların nabzını yoklamak hatta oyuncakları denemek gibi şeyler olabiliyor. Tamamlanan her görev bizlere nakit ve parkın popülaritesi olarak geri dönüyor. Ne kadar çok popülersek o kadar çok ziyaretçimiz ve o kadar çok paramız var demek. Yapımın konuklar kadar bizleri de eğlendirmeyi amaçladığını söylemiştim. Bunu da içerdiği 50 farklı mini oyun ve dolaşılabilir, binilebilir oyuncakları ile sağlıyor. Farz edelim ki parkınıza Moto-Cross kurdunuz; hemen 2 boyutlu yapıdaki mini oyunlardan biri olan motosiklet yarışını oynayabiliyoruz. Yahut tank oyuncağını parkınıza kurarak mini oyunu olan ve bir tankı yönettiğiniz 2D tank savaşını oynayabiliyorsunuz. Tamamlanan her görev, her mini oyun ile puanımızı yükselterek kilitli oyuncakları açabiliyor, farklı temaya sahip parklar oynanabilir kılınıyor.

Thrillville Off the Rails için salt bir Tycoon diyemeyiz. Zira bir Tycoon kadar derin bir strateji içermiyor. Thrillville daha çok eğlenceye odaklanarak zamanınızı etrafı düzenlemeye, oyuncaklara binmeye, mini oyunlar oynamaya ve Roller Coaster’lar inşa ederek geçirmenizi istiyor. Elbette sadece eğlenmiyoruz, parkın tanıtımı, kampanyalar, fiyatlandırma, park görevlileri gibi yönetim işlerini de unutmamak gerek. Ancak çoğu zaman paraya çok fazla ihtiyaç duymadan işleri yürütebiliyoruz. Parkın belli bölgeleri ancak belli miktarda oyuncaklara enerji sağlayabiliyor ve bu boş bölgeler kısıtlı miktarda oyuncak inşasına izin veriyor. Bunun nedeni özellikle PC’de baş gösteren Frame (Ekran tazeleme) oranının yüksek tutulabilmesi. Çok fazla ziyaretçi çok sayıda hareket eden oyuncakla birleşince, grafik işlemcisine yük bindirerek oyunda takılmaya neden olabileceği için, oyuncakların belli alanlara kurulumu ile çözüm getirilmiş.

Kolay oynanabilirlik

Yapımın ana temasını oluşturan Roller Coaster’ları kurmak hele ki, PSP’de kurmak sanıldığınının aksine çok basit. Basit ve gelişmiş Roller Coaster eğitimi aldıktan sonra istediğiniz eğlence trenini parkınıza kurabiliyor, sonrada onlara binerek test edebiliyorsunuz. Eğer Coaster kurmakla uğraşmak istemiyorsanız hazır olanlardan da satın alıp direk parkınıza kurabilirsiniz. Ayrıca ziyaretçilerin ömürlerinden ömür yiyebilecek ters taklalar, ateş çemberlerinden geçmek gibi eklentileri Roller Coaster’larınıza dahil edebilirsiniz.

Yapım, çizgi film vari renkli yapısı, neşeli müzikleri ve cıvıl cıvıl sesleri ile PSP’de de çok gelişmemiş bir stratejinin oynanabileceğini gösteriyor. Hem ziyaretçilerinizi hem de sizi eğlendirerek uzun saatler boyu elinizden bırakamayacağınız bir yapım Thrillville Off the Rails.

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı
Add to Technorati Favorites